27 Aralık 2008 Cumartesi

çelişki..

"şimdi sen gidiyorsun ya herkes sana benzeyecek.."

...


"anladım ki hiçkimse hiçkimse sen değil
hiçkimse senin kadar fikrime huzur değil.."


çelişki..
çelişkinin var olabilmesi için iki olay, düşünce, kavram, olgu, kısacası iki şey gerekiyor. ilkinden ikinciye geçiş arasındaki gaflet ve bilmezlik ikincisinden sonra gelen biliş farkıyla, acıyla, çelişkiye dönüşüyor. bazen bir tokat etkisi oluyor çelişkinin farkına varıldığı an, bazense bir toplu iğne batmışcasına küçük ve ince bir acı. sonuç olarak bir acı var ortada. ama bir bilişten ya da bilmeyişten diğerine geçişten doğan çelişki öyle garip bir mahiyette ki; o ilk bilişe, fark yaratan ikinci bilişi hiç tecrübe etmemiş gibi geri dönebiliyor insan. artık bir fark olması gerekir, beklenirken. aynı çelişkiye ikinci hatta daha bir çok kez düşülebiliyor. ne oluyor ki bu bilişlere! bir biliş değil miydi büyük sonuçlar doğuran? devirler açıp, devirler kapatan.. işte yine çelişki. sonsuz bir kısır döngü herhalde içinde bulunduğumuz, yahut içimizde bulunan....

23 Aralık 2008 Salı

ayrı düştüm 'kendi'mden..

tüm kararsızlıkların, çelişkilerin, boşlukların içinde, umduğumdan çok erken olmak suretiyle, yol ayrımına geldiğimde. diğeriyle çelişip duran kendilerimden birini, öz'üme daha az benzeyeni ve bu yüzden aslında istemediğimi seçmek suretiyle diğerinden, öz'üme daha çok benzeyenden, ve bana kendimi sevdirebilmeyi başarabilmiş olandan vazgeçtim. kendimden ayrı düştüm. içimdeki gurbeti perçinledim. ertelemenin ucuz tuzaklarını çok önceden çözmüşlüğümle, yine de erteledim. yaşamayı erteledim. 'kendi'mi erteledim. bilinmez bir yarına. yine, yeni bir boşluğa..
ama bir karara varmış ve birden çok çelişkiyi sonlandırmış olmanın verdiği huzuru vehmettiren rahatlık hissi, yanlış kararı vermiş olmanın verdiği vicdan azabını gölgeleyemedi. çelişkiler sadece somuttan soyuta ertelendi böylece, istekler şimdiden geleceğe ertelenirken. ve hatta ertelenip ertelenmedikleri dahi muammayken. vazgeçildikleri değil de, ertelendikleri umulup teselli aranırken.
ve şimdi gittikçe cılızlaşan sesiyle ince bir vicdan azabı eşlik ediyor, her şeyin geride kalıp kendi'mle başbaşa kaldığım huzursuz gecelerime..

17 Aralık 2008 Çarşamba

beyhude..

Savrulduk.. Ne olduğunu anlayamadan,dağıldık neresi olduğunu bilmediğimiz iklimlerde.. Savrulmaya neden bunca çok meyilli olduğumuzu anlayamamanın bilmecesinde.. Boşluğumuzun derinliğini anladığımız andaki şaşkınlığımızın yanısıra onu şartsız kabullenişimiz de perçinledi acımızı..

Kendimize hüzünler icat ettik durmadan. Sık ama sığ acılar yaşadık tek ve derin olanlar yerine. Nasıl toparlanacağımızı tasarlayıp dururken kafamızda, ‘nasıl’ı sorgularken hep, çok şey olmaya çalışırken, hiçbir şey olamadık. Yittik cevaplanamadıkça sorun haline gelen soruların çıkmazında. Nasıl yaşayacağımızla, nasıl olacağımızla o kadar haşır neşir olup arada öyle oyalandık ki, işte o hep istediğimiz, tasarladığımız olmaya vakit kalmadı. Yahut mecal.