30 Eylül 2008 Salı

..araf..














olması gereken, olunan ve olması beklenenin arasındaki uçurumlarda yittim ben. hiçbiri olamamanın arafında. çaresizlik anlamsızlığa dönüştü. yüzyıllardır arayageldiğim tek şey sadece anlamken hem de. aradıklarımı bulamamanın yanında, aramadıklarımı yanıbaşımda buldum hep. o kocaman boşluklarımı doldurmak için tutunduğum dallar, yeni ve daha büyük boşluklarla başbaşa bıraktı beni. "rahmet olması için duasına çıktığım yağmurlarda boğuldum." kabullenemediğim kaderim olarak kaldı 'araf', kendimi 'hiç' dahi hissetmediğim demlerde..

24 Eylül 2008 Çarşamba

suspended

"Bazı insanların, bazı şeylere hiç hakları yoktu: ne var ki, insanlar da en çok, bu hiç hakları olmayan şeyleri yapıyorlardı." demiş zaten bana ağır gelmekte olan farkındalıklarıma çok daha derin olan yenilerini ekleyen Oğuz Atay. tüm kalbimle katılıyorum. ve ben de bir şey eklemek istiyorum. bazı insanlarsa onlardan uzunca bir süredir bekleyegeldiğimiz, hala daha bekliyor olduğumuz ve kuvvetle muhtemel beklemeye devam edeceğimiz şeyleri yapmıyorlar. bekliyor olduğumuz küçücük bir şey olsa dahi yapmıyorlar. neden, nasıl bilmiyorum ama yapmıyorlar evet. bu da can acıtıyor. bir süre sonra daha da çok can acıtıyor. nokta.

20 Eylül 2008 Cumartesi

önüm arkam sağım solum SOBE!!.. (:

madem dilöküm sobelemiş, cevaplayalım şu cici soruları..(:

1.Blog yazmaya ilk ne zaman başladın?


daha çok yeni. 1 Eylül gecesi Ramazan ayının başlangıcını da kendime vesile ve ilham ederek başlayıverdim uzun süredir başlasam deyip ertelediğim blogumu yazmaya. dilök yazıyordu. hem de güzel yazıyordu. onun da dem vurduğu gibi her şey msn ya da feysbuk iletisine sığmıyordu. öylelikle başladım işte. iyi oldu mu olmadı mı bakalım görücez..(:

2.Blog yazısı konularının belli bir çizgide olmasına özen gösteriyor musun?

iç dünyamı yazıyorum. iç dünyam belli bir çizgide hiç olmadı zaten belki bu yüzden yazıyorum. yani yazılarım da belli bir çizgi de olamayacak dolayısıyla..(:

3.Blog yazmayı ne kadar sürdüreceksin?
bilmem ki hiç düşünmedim. hem düşünmüş olsam başlamamın pek bi anlamı olmaz, hevesim kırılırdı heralde.. gittiği yere kadar..(:

4.Blog yazmak senin için eğlenceli bir uğraşken, şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?

henüz çok yeni olduğu için böyle bir geçiş söz konusu değil tabii.. 'yazmak' olayı her zaman zor bir olay benim için, her şeyi olduğu gibi onu da fazla ciddiye alıyorum galiba. o yüzden çok eğlenceli bi uğraş olmasa da anlamlı bir uğraş benim için..(:

5.Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor musun?

hayıırr.. "hiçöyleşeyolurmucanım" yazmak istiyorum dilökün yanaklarından öperek *:

14 Eylül 2008 Pazar

'sınıf'

öğrenci olarak geçirdiğim son tatilimi de bitirip ankara'ya geri döndüm. evden eşyaları son olarak toplamadım belki evet ama buradaki yurduma son olarak yerleştim ya işte o içimi biraz garip yaptı. 'burkulmak' diye mi adlandırıyorlardı? evet işte ondan. eşyalarımı yerleştirdikten sonra gündelik işlere başladığımda sanki hep burdaymışım gibi hissedecek kadar sahiplendiğimden olsa gerek o 'burkulma' dedikleri. şimdi sene sonunda vermek için uğraşacağım dersleri almak için uğraşacağım koşturmacalı birkaç günden sonra başlayacak okul günleri. daha sonrasındaysa genellikle üzerine aşıkların isimlerinin ya da öğrenci geyiklerinin kazındığı arka arkaya dizilmiş sıralar, yazı tahtası ve öğretmen masasından oluşan, eğitim-öğretim yapıldığı iddia edilen, çoğu zaman havasız kalmaya maruz kalan 'sınıf' ortamının sıralarından öğretmen masasına terfi edeceğim. arka plandan göz önüne. çoktan teke. öğrenmekten öğretmeye. edilgenden etkene. bu durum korku ve heyecanın yanında mutluluğumsu bir duyguyu da düşürüyor içime. ayrıca 'sınıf' ortamı sabit, rol değişecek olsa da. bunca belirsizliklerin içinde, hayatımda belirsiz olmayan bir şey keşfetmiş oldum bu sayede. bak bu güzel oldu işte.

1 Eylül 2008 Pazartesi

huzur ayı

ilk blog yazımın başlığını ne koysam diye düşünüp, aklıma yatan bir şey bulamayınca yazmaktan vazgeçmeyi aklımdan geçirip stres yapabilme potansiyeline sahip bir bünyeyim ben. neyse ilk cümleyi yazdım, oh. gerisi gelir. 'başlamak bitirmenin yarısıdır' diyerek bu büyük yalana ne kadar çok kanıp nelere geç kalmama sebep olacaklarını bilseler belki de hiç söylemezlerdi bu sözü sevgili atalarımız. şimdi ben kendimin, hayatımın neresinde olduğumu bilmediğim ve bunu kendime sorma mecalinde dahi olmadığım en sıkıcı ruh hallerimden birindeyken, balkona biraz soluklanmak için çıktığımda uzaktaki minareyi çevreleyen yeşil ışığı gördüm. gülümsedim. huzur ayı geldi. uğrayıp serinliğiyle rahatlattığı yeri tüm ısrarlara rağmen hemencecik terkeden nazlı ve tereddütlü bir misafir olan 'huzur', en fazla bu ay yakın olacak ruhlarımızın yamaçlarına. sadece bunu düşünmek bile bir küçük huzur vesilesi. 'nice huzurlu ay ve günlere' diyerek de gayet sıradan ama güzel bir dilekle huzur ayının ilk gecesi uykusuna başlamak üzere bitiriyorum ilk blog yazımı.


(ilk yazım bitti,oh rahatlaması:))